Kutsal Motor: Yayıncılığın sınırları kalmadı

03.04.2021

2 Kişi Okumuş

0 Yorum

İdil Karşıt

Kutsal Motor, YouTube’da yayın yapan bir sinema ve kültür-sanat kanalı. Kanalda popüler işler, bağımsız sinema ve diziler kadar siyaset, toplumda ve ekranda yok sayılanlar ve tabular da konuşuluyor. Yaratıcı ekip, kendilerine bir kanaat önderliği atfetmediğinin altını çiziyor. Ancak kuruculardan Kaan Karsan, alternatif bir medya aracına sahip olmanın “toplumdan saklanan hikâyelere” yer açma sorumluluğu getirdiğini söylüyor.

Kutsal Motor’un yaratıcıları Utku Ögetürk, Kaan Karsan, Hasan Cömert ve Zeynep Ocak ile internet yayıncılığını ve aldıkları tepkileri konuştuk.

Kültür-sanat ve sinema yayıncılığını YouTube’da yapmak sektörde tepeden bakılan bir durum mu?

Utku Ögetürk: Biz Kaan ile aynı dönem internet medyasında, blog yazarlığı yaparak bir şeylere başladık. İnternet sitesi olarak yayın yapmak, o dönem basılı yayın yapanlar arasında küçümsenen bir şeydi. Çok uzun bir süre kendi çabamla basın gösterimlerine katılamadım çünkü sektörden “biz internet medyasına açık değiliz” gibi bir geri dönüş geliyordu. Maalesef ki teknolojiye, yeniyi aramaya, kimsenin gücü kalmıyor bir şekilde. Ama su akıp yolunu buluyor. YouTube çok geniş bir mecra ve içinde çok iyi yayıncılar olduğu gibi bizim bile burun kıvırabileceğimiz ya da hoşlanmayacağımız demek belki daha doğru olur, yayınlar olabiliyor. Hal böyle olunca sektörde kendi ağırlığını oturtmuş kişiler tarafından YouTube daha “ucuz” görülebiliyor. Ama bu YouTube’un çok daha fazla kişiye, özellikle Z jenerasyonuna ulaşmak için çok etkin bir kanal olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Okuma alışkanlığının giderek azaldığı, hatta artık izlemek de değil dinlemeye döndüğü, herkes Podcast dinliyor derken bugün Clubhouse’un hayatımıza girdiği bir çağda, yayıncılığın sınırları da çok fazla kalmadı bence.

Kaan Karsan: Ben “YouTube geldi ve artık sinema yazarlığı böyle bir şeye dönüşmeye başladı” gibi tepkilere bir karşı tepki üretmek istemiyorum. Çünkü normal buluyorum açıkçası. Kendim de bazı konularda romantik bir insanım. Nasıl ben şu an sinemaların kapanmasını istemiyorsam, sinema yazarları da sinema yazarlığının sadece metin düzleminde kalmasını tabii ki savunabilir. Yurt dışında durum biraz farklı, insanlar sinema alanında yazarak daha kolay tutunabiliyorlar, geçinebiliyorlar. Ama ülkemizde biz sürekli yeni bir şey düşünmek ve üretmek zorundayız. Yeni olan neredeyse, talep neredeyse, orada karşılığımızı bulmak zorundayız çünkü başka türlü bu mesleği sürdürmemizin bir yolu yok.

‘YOUTUBE’DAN PARA KAZANMAK KOLAY DEĞİL’

Özgür yayıncılığın finansmanı, gazetecilik alanında da epey tartışılan bir konu. Kutsal Motor’un gelir modeli nedir?

Kaan Karsan: YouTube’dan para kazanmak herkesin düşündüğü kadar kolay değil aslında. Tabii ki çok iyi kazanan kanallar var ama işte o zaman belli şeylerden feragat etmek gerekiyor. Biz çok feragat etmemeye çalışıyoruz, her markaya, her bize para vermek isteyene yaranmamaya çalışıyoruz, bu da tabii ki önümüzü biraz tıkıyor. Biraz bizi anlayan insanlarla, bütün fikirlerimize katılmasa da burada bir görünürlük olmasını önemseyen markalarla çalışıyoruz. Çok geç oldu ama, bir şekilde “Katıl” özelliğini keşfettik. Bu kanalın takipçiler tarafından finanse edilmesini sağlayan bir YouTube hizmeti. 5, 25, 250 TL şeklinde kategorileri var. Ama bu kategorilere sunduğumuz farklı şeyler yok. Herkese aynı yayını sunuyoruz.

‘BU PLATFORMU TOPLUMDAN SAKLANAN HİKÂYELER İÇİN AÇMAK KONUSUNDA BİR SORUMLULUK HİSSEDİYORUZ’

Kanaldaki “Bir Haziran” programında Boğaziçi eylemlerini ele aldınız. LGBTİ+ bir öğrenci süreci anlattı. Bu konuyu gündeminize almaktaki motivasyonunuz neydi?

Kaan Karsan: Bir Haziran’da kayyum süreci başlar başlamaz Boğaziçi eylemlerini ele alan bir bölüm yayınlamıştık. Olaylar beklendiği üzere büyüyerek devam edince medya aracımızı tekrar bu konu hakkında düşünmek üzere konumlandırmamız gerektiğini, bu gündemi bir kenara bırakarak başka şeyler konuşmanın mümkün olamayacağını düşündük. Eylemin merkezinde olmalarına rağmen görünmez kılınmaya çalışılan Boğaziçi LGBTİ+ hareketinin bir temsilcisi olan Doğukan’a söz vermek istedik. Çünkü bu sürecin en doğru muhatabının eylemin içinden biri olacağını düşündük. Bu konuyu gündeme almak önemliydi çünkü muhalefet çevrelerinde dahi yarım ağızla kınanan, yaygın medyada izi hiç sürülemeyen usulsüzlüklerden bahsediyoruz. Elimizde bir alternatif medya aracı varken, bu platformu gücümüz yettiğince toplumdan saklanan hikâyeler için açmak noktasında naçizane bir sorumluluk hissediyoruz.

‘GÖRDÜM, NEFRET ETTİM, ALIŞTIM VE BAĞIMLI OLDUM’

İnternette yayın çok interaktif. Yoğun bir sevgi ya da nefret olarak hızla geri dönüşü olabiliyor. Siz nasıl tecrübe ediyorsunuz bunu?

Zeynep Ocak: Bizi arkadaşı gibi gören bir kitle ve çok yoğun bir sevgi var. Benim de daha önce çok tecrübe etmediğim bir şey olduğu için uzun süre nasıl yöneteceğimi bilemedim. Bir taraftan da uzun yıllardır zaten maruz kaldığım, çok alışık olduğum bir tepki ve nefret var. Tavrım, hanım hanımcık bir kadın olmayışım, küfürbaz olmam… Mesela milliyetçi ya da Atatürkçü bir ülkede Kürtler ile ilgili bir söz söylemem, çoğunluğu muhafazakâr bir toplumda LGBTI+lar ile ilgili bir söz söylemem ya da en basitinden ses tonum… Aslında paket halinde beni ben yapan şeylerden ötürü, alışkın olduğum bir tepki ve nefret. Ama bana gelen yorum ve mesajların yüzde 90’ı şöyle: “Seni gördüm, nefret ettim sonra alışmaya başladım, şimdi bağımlı oldum.”

Geçen yıl Doğu Yücel ile bir söyleşi yapmıştınız. Yücel, yeni Star Wars filmini tutkuyla savunmuştu. Sizin de böyle kutsallarınız var mı?

Hasan Cömert: Vardır bence. Ben sevdiğim yönetmenlere, yazarlara iltimas geçmeyi severim. Kötü bir kitabı ya da filmi varsa üzülürüm, onu biraz içimde yaşarım. Kutsal addetmem ama şöyle şeyler yaparım. Mesela, Brian de Palma’yı çok seviyorum. Kariyerinde sevmediğim iki filmi var. Onları Criticker’da (film değerlendirme sitesi) puanlamıyorum ki adamın ortalaması düşmesin.

Kaan Karsan: Tabii ki hayranı olduğum çok şey var ama çok sevdiğim biri eleştirilirse gidip mutlaka dinlerim. Onu öven birisindense onu yeren birinden dinlemek daha çok ilgimi çekiyor. Tabii toz kondurmak istemeyeceğim çok şey vardır. Mesela Stanley Kubrick. Sette nasıl bir diktatör olduğunu biliyoruz. Kubrick’i bundan bağımsız konuşamayız. Mesela Charles Darwin benim kahramanımdır, inanılmaz bana ilham veren bir insandır. Ama onun da kadınlar üzerine yazdıkları, söyledikleri ortadadır. Aslında bu tip şeyler, birinin insan olduğunu, eserlerin insanlar tarafından üretildiğini gösteriyor. Bir gün çok iyi bir şey yapan birinin ertesi gün çok kötü bir şey yapabileceğini baştan kabul etmemiz gerekiyor bence, ancak bu şekilde daha açık bir değer yargısına sahip olabiliriz gibi geliyor.

Hasan Cömert: Zeynep’in de Game of Thrones takıntısı vardı bu arada, hayatta laf ettirmedi programlarda, övmek için elinden geleni yaptı.

ABD’de sektörün görünürlük gayretleri para ile yakından ilişkili. Raporlara bakınca siyahların ve Asyalılar’ın giderek daha fazla medya tüketerek, müşteri olarak Hollywood’un radarına girdiklerini görüyoruz. Türkiye’de durum nasıl, kültür-sanat işlerinde görünürlük meselesi gerçekten işe yarar mı?

Zeynep Ocak: Dikkat edilmesi gerekiyor. Görünürlük değişimin en önemli ateşleyicilerinden biri. Dil ve görünürlük. Ben de keşke cinsiyetçi küfür etmesem, umarım zaman içinde değişir. Bir erkek aktör geldiğinde, benim “genç kadınlar takip edin” demem doğru değil. Burak Deniz’i ne kadar kadın arzuluyorsa bir o kadar da erkek arzuluyor. Bence yokmuş gibi davranmak, merdiven altına atmak meseleye en zarar veren şeylerden biri. Aynı şey “Türkiyeli” için de geçerli. Sadece Türkler yaşamıyor ki. Sadece Türk sineması diye bir şey yok, Kürt ve Ermeni yönetmenlerimiz de var. Bunu Türkiyeli çatısı altında kullanmak, görünür kılmak bence ekran önünde iş yapan insanlar için en önemli şeylerden biri.

Kaan Karsan: Öyle ama, şunu da unutmamak lazım. Söylem olarak bir şeylerin değişmesi harika fakat söylem düzeyinde kalmak da artık bir şeyleri değiştirmek isteyen insanlar için bir kaçış noktası haline geldi. Bir vicdan rahatlatma alanına dönüşmeye başladı. Her şey biraz söylemde kalıyor. Mesela (Amerika’da ırkçılığı konu alan) Watchmen(3) dizisi bununla ilgiliydi. Söylem olarak mükemmel bir toplumda geçiyordu fakat yapı hiçbir şekilde değişmemişti. Sürekli söyleme yüklenirken asıl değişmesi gereken şeyi de unutmamamız gerekiyor bence.

Zeynep Ocak: Kesinlikle. Ama bizim kadar bu konuda son derece geride kalanlar için ilk adım söylem. İster istemez öyle. Burada LGBTİ+ insanlar da var. Önce insanlar bunu görsün de eylem biraz arkadan gelecek bence.

  1. HolyMotors, 2012 yapımı film, LeosCarax
  2. Spotlight, 2015 yapımı film, TomMcCarthy
  3. Watchmen, 2019 yapımı mini dizi, HBO/Bein
İlgili Terimler : , , , ,

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz